Perşembe 23.5.2019
Üye Giriş
Kullanıcı:
Şifre:
Üye Olun Şifre Hatırlatma
Livanetarim Mühendislik Facebook Sayfası Livanetarim Mühendislik Twitter Sayfası Kıbele Organik Gübre Facebook Sayfası

• Dünya Gazetesi Tarım Sektörü Haberleri
• Dünya Gazetesi Gıda Sektörü Haberleri
• TZD Genel Başkanı Yetkin "Fındıkta gelecek yıl endişesi var"
• Dünya Gazetesi Madencilik Sektörü Haberleri
• Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu İle Protokol İmzalayan Bankalar
• IPARD On Üçüncü Başvuru Çağrı İlanı
Online Kullanıcı : 26
Toplam Ziyaretci : 381682
IP Adresiniz : 34.229.151.87
 
ÜLKEMİZDE TARIMSAL ÜRETİM VE SANAYİ PROJELERİNDEKİ BAŞLICA SORUNLAR
    
     
       Bilindiği üzere, ülkemizde tarımsal üretim ( bitkisel-hayvansal-su ürünleri ) ve tarımsal sanayi işletmelerinde ciddi sıkıntılar yaşanmakta ve işletmelerin sürdürülebilirliği, gittikçe artan bir şekilde imkânsızlaşmaktadır. Tarımsal üretim işletmeleri, son 3-5 yılda 20 milyarı aşkın bir kredi borç yükü altında kalmıştır. Tarımsal Sanayi İşletmeleri ise alt sektörlere göre değişmekle beraber, benzer borç yükünün yanı sıra, Holding kuruluşlarının ve büyük yatırımcıların rekabetçiliği karşında ezilmektedir. Tüm bu tablonun birçok sebebi olmakla beraber;

      1-Tarım sektörü işletmelerinin, sermaye birikim kapasitesinin zayıf ve kırılgan olması,
 
      2-Başlangıç yatırımlarının, yeterli fizibilite çalışması yapılmadan, ülkesel ve uluslar arası alanda, yatırım konusunun orta vadeli, “olabilme” senaryolarına bakılmadan yapılması,

      3-Kamu idarelerinin, genel ve bölgesel sektörel yığınlaşma ve arz-talep dengelerine göre projeler ve yatırımlar üretilmesine dair, kontrol ve vizyon otoritesi olmaktan (farkında olarak veya olmayarak) çekilmesi,

      4-İşletmelerin mekansal planlamalarının hatalı, işletme idari ve teknik yapılarının, bilimsel koşullar göz ardı edilerek kurgulanmış olması (ülkemizde atıl veya gayri faal işletmelerde temel sorun, mekansal planlama hatası ve işletmecilik yetersizliğidir.),

      5-Özellikle son 5-6 yılda, Tarımsal Planlama/Projelendirme sisteminde, kamu otoritesinin mer’i mevzuatımızda yer alan hususları dışlayarak, tarım içerikli projeleri piyasanın insafına terk etmesi, bilgi ve iş-eylem kirliliğinin had safhaya ulaşması,

      6-Kamu otoritesi tarafından yürütülen ve Tarım sektörüne yönelik olan, kredi-teşvik-hibe ve diğer finansal desteklerin, hem içerik hem de planlama yönünden sektöre aşırı zarar verecek duruma gelmesi,
 
      7-Kamu otoritesinin, yetkin-tecrübeli-saha ve özel sektör ( ve /veya ülkesel koşullarda ticaret yapma ve finansman yönetme) bilgi ve birikimine sahip olmaması, kurumsal idari yapıların sürekli değişkenlik göstermesi, sorumluluk üstlenmeyip özgüvensizliğin hakim olması,
 
      8-Kamu otoritesinin ( ne yazık ki), planlama ve projelendirme konusunda uzmanlaşmış Ziraat Mühendislerinden köşe bucak kaçarak (özellikle özel sektördeki), onları sistemden dışlama sürecinden sonra, bizzat kirli-karanlık ve asla etik olmayan yol ve yöntemlerle kendi projelerini hazırlamaya başlaması,

      9-Aslında Tarım Bakanlığının yetiştirdiği Mühendislerden oluşan ve geçmişte ( özellikle 1986-92 döneminde, Bakanlığa en pik noktada itibar kazandırmış projelerde rol almış, yöneticilik ve Proje Mühendisliği yapmış, ancak çok az sayıda dahi olsa, sosyal bir sorumluluk ve meslek bilinci içinde piyasada var olmayı inatla sürdüren ) önemli projelerde sorumluluk üstlenmiş ve bir yerde Bakanlığın Bilgi Bankası ve Kütüphanesi konumunda olan Mühendis kadrosunun, deyim yerinde ise görmezden gelinmesi, iletişim-enformasyon-bilgi alışverişi gibi son derece medeni ilişkilerden imtina edilmesi,

      10-Kamu otoritesinin proje ve planlamacı bu kadrolara üstten bakması, onları potansiyel suçlu konumuna düşürmesi ve Mühendislik etiğini kavramadan onları sadece Tüccar olarak görmesi,

      11-Hemen hemen hiçbir Mühendislik disiplininde olmayan ( ve/veya Tarımsal konulardaki gibi uygulanmayan ), “Danışmanlık” gibi sadece ticari bir tanımdan ibaret olan bir meslek icat etmesi,

      12-Tarımsal Üretim ve Projelendirmede, açık net yetki tanımlayan, 7472 sayılı yasanın 3. maddesi ile bu yasaya dayalı tüzüğün 8. Maddesinin, “sanki bilerek” kamu otoritesi tarafından dışlandıktan sonra, sektörün diğer meslek disiplinlerine havale edilmesi,

      13-Bu benzer sebepler nedeniyle, sektöre yatırım yapacak ve özellikle sektör dışından gelen, kısmi de olsa sermaye yeterliliğine sahip yatırımcıların, önce kamu otoritesine ( ki sistemdeki aşırı prosedür, bürokrasi, bilgi kirliliği ve ticari kurallarda yürütülmesi zor olan işlemler nedeniyle) ve konuda artık ne olduğu belli olmayan özel sektör proje veya danışmanlık ofislerine aşırı, telafisi mümkün olmayan güven kayıpları nedeniyle yatırımlardan vazgeçmesi, bu husustaki ( hibe-kredi ve desteklere ) destekleri uygulamada güvenilir bulmaması ve buna dair risk üstlenmemesi, gittikçe azalan talep ivmesi ile karşılaşılması,

      14-Hibe, Kredi ve desteklerin birçoğunun, Tarım Ekonomisi bilimsel kuramlarına göre fizibl olmaktan uzak olması, hazırlanan projelerin hazırlayıcıları tarafından ne yazık ki ( genelde meslekten olmayan ) sadece kazanç-kar düzleminde hazırlanması, gerçek uzmanların bu projeleri hazırlamaktan, bilim-meslek etiği ve ahlak adına uzak durması,

      15-Birçok yatırımın gerçek proje- gerçek proje mühendisliği ve gerçek niyet kıstaslarından gittikçe uzaklaşması gibi, sebepler artık tarım sektörünü küçük ve orta büyüklükteki yatırımcılar için cazip olmaktan çıkarmıştır.

     Bu sorunların oluşmasında en büyük katkıyı KKYDP programı ve Ölçek İşletmeciliği kıstaslarına uymayan Sübvansiyonlu krediler vermiştir. Belki bakıldığında, program birçok yatırıma ve gerçekleşmeye yol açmıştır. Elbette ki bu hususun göz ardı edilmesi mümkün değildir. Ancak olay tamamen göreceli ve yanlı bakış açısıdır. Bir programın başarısı olanlara göre değil, olması gerekenlere ölçülür. Zaten bu program ne yazık ki, ( sebebi her ne olursa olsun) artık kirlenmiştir. Ayrıca, aktarılan kaynak ile gerçekleşen karlılık ( kar değil, karlılık ) arasındaki bilimsel ölçümlendirme ve değerlendirme yapılmadan, bu tür desteklemelerin başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Örneğin; DGD ödemeleri de uygulandığı dönemde, oldukça fazla savunucu bulmuş, ancak uygulama sonrası bu savunucular bile “ uygulamanın, üreticileri ve toprakların kullanımını tembelleştirdiğini, üretici ve üretim sayısında ciddi sıkıntılara yol açtığını” görerek, uluslar arası bir dayatma olduğunu kabul etmişlerdir.

     2011-2012 döneminde uygulamaya giren İPARD programları ve bunun uygulayıcısı konumunda olan kurum ya da kurumlar için yukarıda genellenen görüşler, gittikçe ağırlaşan bir şekilde karşımızda durmaktadır. Otorite ısrarla görüş ve eleştiri almaktan kaçmakta, AB Komisyonun (bize göre) güvenini kaybettiği için (ve/veya “karşılılık” ilkesini uygulayamadığı için) sadece onlardan gelen önerilere teslim olmaktadır.

     Otoritenin personeli deneyimsiz, saha tecrübesiz, Tarımsal Mühendislik biliminden ve proje felsefesinden uzak teorik personel görüntüsü vermektedir. Bizler, yatırımcılar ve ne yazık ki işi bilen tüm meslek mensupları, sisteme güvenmemektedir. Zaten 5 yıl içerisinde gelinen nokta ortadadır.” Bu işler böyle olur, kervan yolda dizilir mantığı “Tarım Bakanlığının, varlık nedenine, birikimlerine, saygınlığına içten içe suiistimalden başka bir şey değildir. Yabancı dil bilen ya da bir şekilde kurum personeli olmayı başarmış, ancak belkide hayatında hiçbir tarımsal proje planlamamış, yapmamış kişilerin, bahane ya da sebep bulma arayışları, bizler tarafından üzülerek fark edilmektedir.

     Tarımsal projeler hem içerik hem de konunun genişliği nedeniyle, farklı bir disiplindir ve diğer proje disiplinlerinden açık ara farklıdır. Yinede planlama ve projelendirme konusu her ne olursa olsun, “ proje bir bütündür”. Bu tesbit, işin gereğidir ve bilimsel gereklilikte budur. Diğer taraftan, ülkemizde bu planlama ve projelendirmelerde yetkinin hangi meslek disiplininde olduğu, yukarıda yazılan yasal hükümlerde açıkça ortadır. Ancak ne yazık ki, kamu otoritesi bu zorunlulukları, kendi prestijine zarar verdiği halde, başka mesleklere gönderme yapmıştır. Kamu Otoritesi, Tarımsal Planlama ve Projelendirmenin içeriğin oluşturulması, tasarlanması ve projenin bir bütün olarak ortaya konduktan sonra Fizibilitesinin sorgulanması gerekliliği ile, projelerin uygulanmasında ihtiyaç duyulan “Yapı ve Yapım Ruhsatı” gerekliliği arasındaki ilişkiyi birbiriyle karıştırmaya başlamıştır. Tarımsal Projenin içeriği, fizibilitesi ve tasarımı başka bir şeydir, projenin yasalar karşısındaki “yapı- yapım ve diğer izinleri” başka bir şeydir.  Yasal geçerlilik, projenin tamamının sorumluluğunun (tasarım, uygulama projeleri dahil), Ziraat Mühendisinde olduğudur. Projenin olabilirlik koşulları, teknik ve idari olarak (Oda denetimi, Bakanlık denetimi) Tarımsal yapılar, Tarımsal Ekonomi, Ziraat Mühendisliği lisans yetkisi gibi teknik ve yasal koşullar karşısında onaylanmadıkça, projenin depreme dayanıklılık- jeolojik dayanıklılık- yapı malzemeleri ve yapım şekli kriterleri, statik gerilim gücü gibi verilerin, sadece bu dar çerçeveden izinlendirilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Ve diğer Mühendislik disiplinlerini de,  “tarımsal uygulanabilirlik” koşulları ilgilendirmemektedir. Yapı ya da Yapım Ruhsatı, tarımsal bir projenin uygulanabilirlik ve olabilirlik ölçütü asla değildir. Zaten böyle olsaydı, hem belirtilen ulusal mevzuatımız açısından ve hem de Ziraat Fakültelerinin, “Tarımsal Yapılar, Zootekni, Toprak İlmi, Tarım Ekonomisi” gibi lisans seviyesindeki bilimsel eğitimlere gereklilik kalmazdı. Ancak çok acıdır ki, kendi meslek yetkilerini bilmeyen ve yukarıdaki çok basit ayrımı yapamayanlar, tarımsal projelerde “ziraat mühendisinin işi ne“gibi son derece komik durumlara düşmekte ve tarih karşısında nasıl bir sorumluluk üstlendiklerini bile anlayamamaktadırlar.

     Bu uygulama ile gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek ise aslında sonuçları itibariyle tüm tarım meslek camiasının tamamının zarar görüyor olmasıdır. İyi planlanmamış, iyi hesap edilmemiş, tekniğine uygun çevresel ve mekânsal tedbirleri alınmamış işletmelerin sürdürülebilirliğinin sorumluluğunu, yine tarım meslek mensupları taşımaktadır.

     Planlama ve projelendirmeden kaynaklanan hatalar sonucu, verim-bakım-besleme ve karlılık sorunlarını gidermek için Ziraat kökenli; döl verimi- dölleme- koruyucu ve tedavi edici hekimlik hizmetleri sorunları için ise Veteriner kökenli meslek mensuplarının devreye girmesi zorunlu olmaktadır. Ancak yapılacak iyileştirme veya müdahaleler, çevresel ve mekânsal hatalar nedeniyle yeterince başarı sağlayamamaktadır. Zaten bu sorunun hatalı işletmeler açısından, kesin sonuçlarıyla ortadan kaldırılması olası değildir. Bu nedenle işletmeler, sürekli personel değiştirmekte sonuçta da, mesleklerin prestiji ve itibarı üzerinde yorumlar yapar hale gelmektedir.

     Diğer bir sorun ise ülkemizde orta veya büyük ölçekli işletmelerin yönetimini üstlenecek tarım meslek mensupları eksikliğidir.

     Tüm bu tespitlerden sonra konumuz olan programlardan, İPARD programında yapılacaklar son derece basittir. Ve bu raporu hazırlayanın iddiası odur ki; sistem 3 ay içerisinde, tüm yasal ve teknik gerekliliklere göre dizayn edilebilir, 6 ay içerisinde toplumsal güven tesis edilir ve sayısız proje uygulamaya konulabilir. Yoksa bizim kanaatimiz, zaten yerlerde gezen, özel sektör bilmeyenlerini eğiterek, olması gereken başarıların yakalanması mümkün olmayacaktır. Ve zorunlu olmadıkça, programa proje hazırlamayan, konu hakkında birikimli Ziraat Mühendisleri, verebilecekleri mücadeleyi verdikten sonra programın dışında kalacak, yıllar yılı kazanılmış itibar ve kariyerlerini koruma yoluna gideceklerdir. Ve tersten bakıldığında, yine ne yazık ki “programın en zayıf halkası” bu kişiler/ofisler olacaktır. Çünkü ciddi-samimi- sistemden yararlanmak isteyen yatırımcıların yolu kesinkes bir şekilde, bu kişilerden geçmektedir ve geçmeye devam edecektir. Yani bu kişiler programı sahiplenmedikçe, programın yürüme şansı zayıflayacaktır. Ya da yukarıda açıklandığı gibi, ölçülebilir faydalar elde edilemeyecektir. Yapılacak şey oldukça basittir.

      1- Bakanlık, yukarıda açıklanan ulusal mevzuatı hakim mevzuat olarak kabul eder (Zaten bu tartışmasız yasal bir zorunluluktur. Ayrıca bu hükümler göz ardı edildiği müddetçe, gelecekte olacak dava ve idari incelemelerde, projelerin kadük kalması ve doğacak sorumlulukların kişiselleşmesi her zaman olasılık dahilindedir.)

      2- Programın bütçe kullanımı, kontrol veya ön kontrol, inceleme veya ön inceleme ayağı, koordinasyon ayağı başlangıçta bir ve devamında bölgesel koordinatör ofislere devredilmelidir. Bu ofislere ait kriterler veya şartlar bir yönetmelikle düzenlenebilir. Bakanlık bu hususta isterse idari inisiyatif kullanabilir. Örn: Çevre Bakanlığı ÇED ofislerini, İMKB ve Bankalar “ Gayrimenkul Değerleme Ofislerini “, Maliye Bakanlığı “SMM Ofislerini”, Sigortacılık Genel Müdürlüğü “ Tarım Sigortaları Havuz Experlerini” akredite etmiş veya yetkilendirmiştir. Koordinatör Ofis, Proje hazırlamaz. İl ofislerinin ve alt ofislerin programa dair taleplerinin koordinasyonunu sağlar. İl Ofislerine teknik destek sağlar, onların Merkez otorite ve il otoriteleri arasındaki bağlantılarını ve iletişimi sağlar. Teknik ve idari desteklerde bulunur. İllerden gelen projelerin, yerinde teknik ve idari denetimini sağlar. Kontrol ve incelemelerini, “ Bağımsız Denetçi/Koordinatör” işlevine göre yapar. Varsa eksikliklerin giderilmesini sağlar. Oluşturacağı havuz ile ofislerin sürdürülebirliğini temin eder. Projeler konusunda, kamu otoritesine karşı “sorumluluk” alır ve taşır. Ve onay için kuruma sunar. Uygulamada, raporlamaları alır ve merkez otoritesine düzenli veri akışı sağlar. Gerçekleştirme hak edişlerini hazırlar/ koordine eder ve kurumun onayına sunar, kuruma gerekirse refakat eder.

      3- Koordinatör ofis, illerin program konu ve kapsamlarına göre Bakanlıkla eşgüdümlü olarak, illerde başlangıçta 1-3-5 gibi az sayıda ofisleri kendine ve kendi üzerinden Bakanlığa yetkilendirir. İl ofislerinin alt ofisler kurmasına izin verir veya Bakanlıkla eşgüdüm içerisinde yeni ofisleri yetkilendirir.

      4- Tüm izin, vize, ruhsat ve uygulamaya yönelik iş ve işlemleri koordine eder, edilmesine destek sağlar, güncellemeleri yapar/yaptırır. Gerçekliliklerini, yatay ve dikey eşgüdümlü olarak kontrol eder.

      5- Projelerin, ön görüş ve raporlama ile kuruma intikalini sağlar. Böylelikle; -Kamu otoritesinin saygınlığı, özgüveni, kapasitesi artmış olur. -Kamu otoritesinin riskleri en aza inmiş olur. -Yatırımcılar ve kamu otoritesi arasında oluşan ve oluşacak olan iletişim ve etik olmayan durumlar karşısında, sağlam bir pozisyon almış alır. -İş yükü azalmış olur. -Personelin, koordinatör ve il ofisleri üzerinden iletişimleri güçlenir, saha deneyimleri artar, kendi gelişimlerine fırsat yaratılmış olur. -Ülkemizde ( bize göre bu konuda çok ciddi açık vardır ) 3-5 yıl içerisinde Tarımsal Projeler konusunda, bilgili-birikimli-yetkin ve proje felsefini özümsemiş, çok sayıda uzman insan kaynakları yaratılmış olur. -Son yıllarda bu alanda yaşanan ve yukarıda belirtilen sıkıntıların önüne geçilerek, örnek bir sistemin oluşturulması sağlanmış olur. Ve bu durum, tarım camiasında inanılmaz bir saygınlık ve itibar vesilesi olur. Diğer uygulamalara referans olur. -Çok kısa sürede, meslek camiasına 1000 civarında istihdam sağlanır. Sonuç olarak; elbette ki, bu öneriler alternatiflendirilebilir, tartışılabilir, olası yasal ve idari düzenlemeler yeniden düzenlenebilir, gözden geçirilebilir. Öneriler temel fikir olarak kabul edildikten sonra, biçim ve şekil üzerinde tartışılabilir. Ve ortaya konulan hedef bir şekliyle mutlaka gerçekleşir. Kabul edilmesi gereken en önemli gerçek; programın uygulanmasının ve başarılı olmasının olmazsa olmaz şartının; ulusal mevzuata, bilime, şeffaflığa, özgüvene ve bilginin gücüne itibar edilmesidir. Bu saptamaya göre, programın öznesi kamu otoritesi, yüklemi ise uzman Tarımsal Mühendislik ofisleridir. Ve her ikisi de bütünün parçaları ve paydaşlarıdır. Birbirinin yanında olmaları zorunludur. Saygılarımla. 01.02.2012

Ergin KAHVECİ
Livane Zırai Mühendislik ve Dan. Ltd. Şti.
ANKARA
0312 2852585
0532 4270366

 
 
 
 
  ©2011 Livane Tarım Web Master. Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0 (312) 285 25 85 Cep: 0532 427 03 66